cezaevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cezaevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2011 Perşembe

DUA ÇİÇEĞİNİN KABUL OLMAYAN DUASI

Bir saksı toprağım,
bir de dua çiçeğim vardı...
Gün batımına yakın,
kaldırıp yapraklarını gök yüzüne,
şu kara zindanın içine tükürürcesine,
duaya başlardı...

Hışmına uğradı önce bulutların, delik-deşik oldu yaprakları doludan,
nedense duasını beğenmemişti ulu yaratan.

Yılmadı dua çiçeği, yeniden toparlandı.
Üstelik çatal sürgüler verdi dipten.
Oysa ki;
fermanı yazılmıştı bir kez,
ne yapsa nafileydi artık...

Tam yeniden duaya durduğu ilk gece,
bir fare ordusu bastısı avluyu sessizce.
Hiçte üzerilerine farz değilken,
koparıp çıkardılar çiçeği kökünden...

Sabah uyandığımda uzanmış avluda yatıyordu
ve dolu gözlerle bana bakıyordu...
-"neden ama beni bu hale koydular" der gibiydi,
yapraklarındaki tırnak izleri belliydi...
Onun duası da benim ki gibi kabul olmamıştı.

Yüce yaratan,
bana hemcinslerimden bir sürü cellat,
ona ise fare ordusu yollamıştı...

Hamit Necmettin Yazıcı (Neco Hoca)

3 Haziran 2010 Perşembe

KAÇAK SEVGİLİ

Senin saçların sarı değildi,
ama ben altın renkli başakları okşarken;
hep seni hatırlardım...

Okyanustu bence gözlerin...
İlk hilâli seyreder, seni düşünür,
bahar dalı okşardım...
Sen iyi,
sen sıcak,
sen tokluktun...

Sonsuza dek pedal çevirebilirdim,
sana yetişmek için.
Çiğ taneleri toplar,
gökkuşağının altından geçmeye çalışırdım,
kavuşmak için...
Gerçeği, düşlerime işçi yaptım.
Sırf sen istedin diye,
yedi başlı ejderhayı
"Al kanatlı Azrail'i düelloya davet ettim...
Elimi her taşın altına soktum,
ama sen çoktan kaçıp gitmiştin.

Hamit Necmettin Yazıcı,
Neco Hoca

26 Mayıs 2010 Çarşamba

PÖTİKARE

Bir gökyüzü kalmıştı elimizde,
dokunmadıkları...
Ona da set çektiler inan...
Hani sen ve ben,
daha şeref vermemişken,
şu yaşanılası dünyaya,
daha uç vermemişken,
DİYARBAKIR akşamlarındaki sevdamız,
cumhuriyetin bilmem kaçıncı yılında,
"demir ağlarla" örmüşlerdi bütün yurdu, ısmarlama şairler...
İşte o misal örmüştüler gökyüzünü,
"demir ağlarla" mapushane avlusunda...
Onuncu yılda örülen sözde "demir ağ",
Bizanstan çıkıp, olağanüstü topraklara,
uzanan iki çizgiydi sanki.
Burada ise gerçek demirden bir ağ örülmüş,
güzelim gök yüzüne...
Bir tarih boyu kalemlerin uğruna destan yazdığı
o gökyüzü yok artık...
Sıkı dokunmuş bir ağ gerisinden,
sırıtıyor gökyüzü ve
başımızı kaldırıp bulutları
baklava dilimleri arasından seyrediyoruz...
Serçelerin bile geçemediği bu deliklerden,
sadece arzularımız geçebilmekte...
Altmışında da olsa insanlar,
ilk sevdalarını ve
sonsuz berrak üstelik pöti kare olmayan,
gökyüzünü unutamıyor...

Neco Hoca